Çıktığı Tarih :1996
Yayın evi : Bantham Publishing
Yazar : Micheal P. Kube-McDowell
Zaman Çizelgesindeki Yeri : Endor’dan 12 yıl sonra
Before The Storm
Shield of Lies
Tyrant’s Test
Yeni Cumhuriyet nihayet artık gerçek bir galaktik hükümet gibi işlemeye başlamış durumda ve galakside genel olarak işler yolunda. İmparatorluğun artıklarının suskun, ciddi bir tehlike veya krizin olmadığı nispeten dengeli bir dönem. Ancak tam böyle bir dönemin ortasında, İmparatorluğun karanlık geçmişinden çıkıp gelen, çok az kişi tarafından bilinen unutulmuş bir tehdit boy gösteriyor ve Leia liderliğindeki diplomasiye gömülmeye başlamış senatonun zaaflarından yararlanarak büyük bir krizin doğmasına sebep oluyor: yabancı düşmanı Yevetha ırkı ve ele geçirmiş oldukları İmparatorluk Black Fleet Komutanlığı. Bu arada Luke, annesi ile ilgili şüpheli de olsa bazı yeni ipuçları elde ediyor ve gerçeği öğrenmek için Akanah adlı esrarengiz bir kadınla sonu belirsiz bir yolculuğa çıkıyor. Bu arada canı sıkılmış ve kendine macera arayan Lando da gizli bir Cumhuriyet Haberalma Örgütü projesine katılıyor ve yıllardır çeşitli yerlerde görünüp tekrar kaybolan bir hayalet geminin peşine düşüyor.
Herşeyden önce söylenmesi gereken şey, yazar Michael P. Kube-McDowell’ın Star wars’un Tom Clancy’si gibi olduğu. Yazarın hikayenin askeri ve politik kısmına yaklaşımı; teknolojiyi, gemileri ve Cumhuriyet Filosu ile personelinin işleyişi ve mekanizmaları konusuna yaklaşımı olağan üstü. McDowell ayrıca çok kısa sürede pek çok yardımcı karakter tanıtıp onların öykülerini anlatmada da çok başarılı.
Üçleme, yukarıdaki nottan da anlaşılacağı gibi birbirnden büyük ölçüde bağımsız üç ana hikaye örgüsünden oluşuyor: Luke’un annesiyle ilgili ipuçlarını takip etmesi, Lando’nun esrarengiz gemiyi kovalarken ekibiyle (eski ortağı Lobot, Artoo ve Threepio) gemi tarafından kaçırılması ve onun sırlarını keşfetmeye çalışması; ve üçlemeye adını da veren ana öykü, yani Yevetha’ların sebep olduğu kriz ve Cumhuriyet Filosu ve senatosunun bununla mücadele etmesi– ama asıl mücadele Leia’nın oluyor bu cephede.
Black Fleet Crisis serisinin genel olarak pek sevilmemesinin sebebi, Luke’un yaşadığı macera. Bu öykü ne yazkık ki diğer yönlerden muhteşem bir üçleme olan BFC’in pek çok okuyucuda kötü bir izlenim bırakmasına sebep oluyor. Tahmin edebileceğiniz gibi Luke’un arayışı hiç bir yere varmıyor; çünkü bu kitaplar Episode I gelmeden yıllarca önce yazıldı ve Skywalker ikizlerinin annesi meselesi yazarlara kapalıydı. Luke’un sonunda karşılaştığu herşey büyük ölçüde bir yalandan ibaret kalıyor. Akanah’ın da sıkıcı bir karakter olduğunu söyleyebilirim. Yine de yolculukları en azından başında ilgi çekiciydi, çünkü insan sıradan bir vatandaş için yıldızlar arası yolculuğun ne kadar zor olduğunu anlıyor. kahramanlarımız filmlerde ve çoğu kitapta istedikleri gibi gemilerine atlayıp canları nereye isterse gidiyorlar ama bu sefer dikkat çekmemek için kimlik değiştirmiş olan Luke yollarsda epey vakit harcamak zorunda kalıyor
Gelelim BFC’in daha iyi olan yanına…
Lando Calrissian en sevdiğim karakterlerden biridir ve onun macera düşkünlüğü ve kumarbazcı kimliği, kendi başına bulaştırdığı bu maceraya çok uyuyor. Lando ve ekibi daha serinin başlarında Teljkon vagabond’u ismi takılan esrarengiz gemi tarafından ”kaçırılırdıktan” sonra tüm vakitlerini hayatta kalmaya ve görünüşe göre terkedilmiş olan geminin sırlarını keşfetmeye çalışmaya adıyorlar. Bu gemi kimin eseri? Nereden geliyor, nereye gidiyor, niye sürekli çeşitli yerlere gidip geliyor, neden her türlü temastan kaçıyor? Hayatta kalmaları bunlara bağlı. Lobot ilk defa gerçek bir karakter olarak karşımıza çıkıyor, onun ruhsuz bir cyborg’dan çok daha fazlası olduğunu öğreniyoruz. Ne yazık ki EU bu renkli film karakteri üzerinde BFC dışında çok az durdu. Öte yandan başta sıkıcı görünen ama giderek ilginçlik ve derinlik kazanan Albay Pakkpekatt da onları köşe bucak arayıp duruyor.
Gelelim BFC’in EN iyi kısmına…
BFC’in çoğu zaman diğer EU eserleri tarfından pek dikkate alınmayışı gerçekten üzücü ve hatta rahatsız edici. Çünkü BFC bize Cumhuriyet döneminin en iyi ve sürükleyici politik gerilimlerinden birini sunuyor. BFC’in pek çok bakımdan halen devam etmekte olan dev New Jedi Order serilerinin öncüsü olduğunu söyleyebilirim rahatlıkla. McDowell giderek büyüyen ve güçlenen Cumhuriyet sisteminin nasıl yerine oturmadığını ve krizlere açık olduğunu ortaya seriyor. Bu durum ilerde Yuuzhan Vong istilası sırasında çok büyük rol oynayacak. Daha da önemlisi yazar, çoğu Bantam dönemi EU yazarının aksine bildik formüllerden çıkıyor ve İmparatorluğu kullanmak yerine yep yeni bir tehdit, yeni gemiler ve teknolojiler, yeni karakterler, yepyeni durumlar yaratıyor ve uzaklardaki o galaksinin işleyişine harika bakış açıları getiriyor. Leia pek çok okuyucuya biraz karakter dışı gibi gelmiş, ama o bu aralar giderek artan sorumlulukların altında kalmış, kendine olan güvenini sorgulamaya başlamış ve Nil spaar tarfında ustaca manipue edilmiş bir halde. Ama seri ilerledikçe kendini kurtarıyor ve hiç bir şantaj ve tehdit altında boyun eğmeyeceğini gösteriyor. Yeni Cumhuriyet’in kirli işlerini yapan ”Alpha Blue” ve Amiral Drayson da tüm hikayeye çok iyi bir ek olmuş.
Fanatik, inanılmaz derecede yabancı düşmanı Yevetha ırkı gerçekten olağan üstü kötü adamlar. Ve öylesine rastgele yaratılmış bir ırk da değiller. Yazar çok kısa bir sürede onların tarihini, kültürünü, düşünce biçimlerini başarıyla anlatıyor. Gerçekten zeki, korkulacak ve usta bir düşman. Liderleri Nil Spaar’dan nefret ediyorsunuz ama adamın çok zeki bir politikacı ve lider olduğu açık.
Uzay savaşları olağan üstü bir şekilde yazılmış. yeni gemiler, taktikler ve savaş doktrinleri X-wing romanlarından bile iyi. Ve tüm bu olaylar sırasında o kadar çok ilginç karakter var ki, her halde BFC yan karakter yaratmada bir rekortmen. General A’baht, Behn-Kihl-Nahm, Plat Mallar, Esege Tuketu akılda kalıcı karakterlerden sadece birkaçı.
Han’ın bu üçlemede çok büyük bir rolü yok, ancak Yevetha’ların eline düşüşü EU’da çok az rastladığımız türden birşeye yol açıyor: Chewbacca liderliğinde bir Wookiee ekibi (Chewienin oğlu da dahil) onu kurtarma işini ellerine alıyorlar ve risk, tehlike dinlemeden bir komando harektaına girişiyorlar. İlk defa ”Chewie şöyle dedi” , ”Chewie onayladığını belirtmek için hırladı” falan yerine o ve diğer Wookiee’leri konuşurken görüyoruz. Bu kısmı okuduktan sonra tek söyleyebileceğim şey şu : Tepeden tırnağa silahlı, öfkeli ve Chewbacca liderliğindeki bir Wookiee takımının karşısına çıkma şanssızlığına erişecek bi kişiyi Güç bile kurtaramaz!
Sanırım fazla uzattık. Black Fleet Crisis’i hararetle tavsiye ediyorum ve Star Wars’a yeni katkılarda bulunması için Michael McDowell’ın kapısının bir daha hiç çalınmamış olması çok yazık olmuş diyorum. Ne yazık ki çoğunluk kolaya kaçan, bildik ve çabucak tüketien kitapları tercih ediyor.
Cem Eğit