Çıktığı Tarih :
-Specter of the Past(Kasım 1997)
-Vision Of the Future(Eylül 1998)
Yayın evi : Bantam Publishing
Yazar : Timothy Zahn
Zaman Çizelgesindeki Yeri : Endor’dan hemen sonra
Endor Savaşı’nın üzerinden on beş yıl geçmiştir, ve İmparatorluk, galakside yerini alan Yeni Cumhuriyet’e karşı sayısız planlar ve yıllar süren savaşlardan sonra, artık nedeyse yok olmanın sınırına gelmiş, galaksinin uzak bölgelerinde ufak bir alanda kalmıştır. Bir zamanlar bir milyondan çok yerleşilmiş sisteme hükmeden, 25.000 den çok yıldız destroyeri olan koca İmparatorluk eski halinin bir gölgesidir ancak. İmparatorluk Filosu’nun artıklarının komutanı Amiral Pellaeon, kaybettiklerini anlar ve hiç olmazsa elde kalanları kurtarıp savaşı sona erdirmek için Yeni Cumhuriyet’e ateşkes teklif etmeye hazırlanır. Fakat İmparatorluk içinde bazı gruplar, görünüşte Pellaeon’a katılsalar da, o kadar kolay pes etmeyeceklerdir. Pellaeon’un planlarını bozmak, galakside kaos yaratmak için kolları sıvarlar. Çok geçmeden, on yıl önce ölmüş olan Büyük Amiral Thrawn’ın bir şekilde geri döndüğü söylentileri yayılır.
Yeni Cumhuriyet ise savaşı kazanmış olmasına rağmen, çok güç bir dönemden geçmektedir. İmparatorluk yılarında bastırılan gezegenler arası sayısız iç hesaplaşma, eski anlaşmazlıklar su yüzüne çıkmaya başlar ve Caamas adlı gezegenin yok edilişiyle ilgili yıllardır kayıp bazı bilgiler de ortaya çıkınca, Cumhuriyet hızla iç savaşın eşiğine doğru sürüklenir. Bu arada barışı bozmak isteyenlerin elebaşısı olan Moff Disra ve komplonun diğer üyeleri bundan sonuna dek faydalalanmaya kararlıdır.
1991-1993 arasında yayınlanan Heir to the Empire/Thrawn üçlemesiyle ünlenen Timothy Zahn’ın yazdığı Hand Of Thrawn ikilemesi, Star Wars tarihi için son derece önemli ve tarihi iki olay üzerinde yoğunlaşıyor: İmparatorluk ile Yeni Cumhuriyet arasındaki savaşın nihayet son bulması, ve Luke Skywalker ile Mara Jade’in evlenmeye karar vermeleri. Ayrıca bu ikileme, kontratı 1999′da sona eren Bantam’dan çıkan son önemli seri ve kronolojide en ileride olan kitaplar: Kısacası bu ikileme New Jedi Order serileri için bir sıçrama tahtası oluşturuyor.
Specter Of the Past ve Vision Of the Future, her ne kadar Zahn’ın orijinal üçlemesi kadar iyi ve sürükleyici değillerse il, kendi içlerinde gerçekten çok iyi kitaplar. Aslında bu rahatlıkla bir üçleme olabilirdi, Vision Of the Future en kalın Star Wars kitaplarından biri çünkü. Specter Of the Past daha çok hikayeye bir giriş gibi, ve başlarda biraz sıkıyor açıkçası. İnsan bir an önce olaya girmek istiyor. Ve Vision Of the Future bunu fazlasıyla sağlıyor.
Zahn’ın bu kitapları yazarken bir hayli araştırma yaptığı ortada. Aynı anda devam eden pek çok hikaye örgüsü var kitaplarda, ve bu bazılarının pek hoşlanmadıkları kafa karıştırıcı bir anlatım biçimi. Ama Zahn gerçekten bu farklı öğeleri çok iyi kurgulamış. Zahn’ın aynı dönemde yayınlanan ‘I, Jedi’ın yazarı Stackpole’la epey işbirliği yaptığı da ortada, farklı zamanlarda geçen bu iki ayrı eser arasında çeşitli ortak noktalar var.
Bu kitaplar, Zahn’ın orijinal karakterlerini tekrar görmek bakımından da oldukça keyif verici oldu. Han, Luke ve Leia’nın önemli rollerinin olmasının yanı sıra, giderek daha ilginç bir karakter olan Pellaeon, Karrde, Mara Jade gibi karakterler; Stackpole’un X-wing romanlarından Booster Terrik, Corran Horn, Mirax Terrik gibi karakterler de geri dönüyor. Zahn’ın bu kitaplar boyunca Leia’yı Cumhuriyet Devlet Başkanlığı’ndan uzaklaştırması ise iyi olmuş, karakterin daha rahat ve olaylara açık olması bakımından. Yazar ayrıca, artık hikayelerde maalesef gereksiz olmaya başlayan Chewbacca ile henüz küçük olan Solo çocuklarını da Kashyyyk’e tatile göndererek iyi yapmış. Kötü adamlar dalında ise, Thrawn’ın geri dönüşünün aslında tamamen sahte olduğunu, herşeyin Disra-Tierce-Flim üçlüsünün planı olduğunu daha en baştan öğreniyoruz. Fakat karakterler hikaye boyunca bu gerçekten habersiz kalıyorlar. Disra, Flim ve Tierce pek sevilecek kötü adamlar değil. Ancak kalkıştıkları oyun o kadar riskli ve zorlu ki, sık sık krizler yaşanıyor ve planın yürümesi için birbirine muhtaç olan üçlünün kendi aralarındaki ilişkilerini takip etmek çok zevkli. Özellikle tam da Han ve Lando’nun İmparatorluğun başkenti Bastion’a sızmaları sırasında üçlü bir şekilde yaşanan gerilim çok iyi yazılmıştı. İmparatorluk ajanı Navett de oldukça ilginç bir karakterdi ve onun ekibiyle Karrde için çalışan Moranda Savich arasındaki kedi fare oyunu da sonlara doğru epey renklendi. Bu arada Moranda Savich’in son derece sinir bozucu bir karakter olduğunu belirtmek gerek.
Bir sürü kitap boyunca İmparatorluk, aptal, beceriksiz ve çocuk gibi kapışan savaşlordları arasında bölüşülmüş bir haldeydi. Hand Of Thrawn’da İmparatorluğun gerçekçi bir hükümet gibi çalışması, birleişik olması da bu kitapların kalitesini ve okurken aldığım zevki yükseltti. Ayrıca, uzun savaşın sonunda İmparatorluğun tamamen yok olmaması, galaksinin bi,r köşesinde varlığını sürdürmesi çok iyi oldu bence. Üstelik bu geriye kalanlar artık ”kötü adamlar” değil; Pellaeon’un yönetiminde, çoğunlukla gerçekten İmparatorluk rejimine sadık olan gezegenlerden oluşan yepyeni bir devlet gibi bu. Onlar da bu savaştan çok çektiler, ve sonunda en azından bu kadarını hakediyorlardı diye düşünüyorum.
Ve tabii ki Mara ile Luke’tan bahsetmek gerek. İkisi, diğer gruptan tamamen ayrı bir şekilde, Unknown Regions’un sınırlarında esrarengiz bir gezegende kendi macerlarını yaşıyorlar ve bu arada Thrawn, onun ırkı olan Chiss, Baron Soontir Fel’in akıbeti,Bilinmeyen Bölgeler’in sırlarıyla ilgili yepyeni şeyler öğreniyoruz. Tabii bu arada Mara ve Luke da birlikte çok iyi bir ekip olduklarını anlıyorlar ve hayatlarını birleştirmeye karar veriyorlar. İkisi için de zor oluyor bu.
Bu kitaplarda en çok canımı sıkan şeylerin başında, Zahn’ın bundan 10 yıl önce geçen ilk üçlemesine ait çeşitli yerlerin ve ufak ayrıntıların karakterlerce sanki dünmüş gibi hatırlanıyor olması. Oysaki bu on yıl boyunca herkesin başından çok fazla şey geçti. Üstelik Zahn’ın bu on yıllık süredeki olayları anlatan kitaplara arada bir iğneleyici göndermelerde bulunması, adeta ”hataları” düzeltmeye çalışması pek hoş olmamış… Bir de, zahn ”twitch” kelimesini çok fazla seviyor olmalı. İki kitap baştan aşağı twitch dolu. ”His lip twitched”… ”With a twitch of…” twitching şunu, twitching bunu, twitch twitch twitch.. ahh! Gerçekten sıkmaya başladı bir süre sonra. Ayrıca, pek çok galaktik kültürün eski hesapları kapatmak için bahane aramalarını anlarım, ama Caamas olayı da çok fazla inandırıcı değil koca bir iç savaşı haklı kılmak için…
Cem Eğit

İlk Ölüm Yıldızı'nın yok edilmesi sırasında Darth Vader dışında kurtulan oldu mu?
Tarkin'i son anda ''bir tehlike var'' diye uyarıp azarı işten subay, Şef Bast işi şansa bırakmadı ve bir mekiğe atlayıp kaçtı. O sırada albay olan Maximilian Veers da Ölüm Yıldızı'ndaydı, ve o da son anda bir mekikle kaçtı, ama gemisi hasar gördü ve Yavin IV'e çakıldı. İmparatorluk gelip de Asileri yavin IV'ten kovalayana dek bir kaç ay ormanlarda yaşadı. Bir kurtulan daha var, Qorl adlı bir TIE pilotu Ölüm Yıldızı'nın patlamasından kurtuldu, ama Vader'ın aksine o diğer pilotlar gibi standart, hyperdrive taşımayan bir TIE/ln kullanıyordu ve bir yere kaçamazdı, ÖY'nın patlamasının Asi sensörlerini karma karışık etmesinden faydalanıp o da Yavin IV'e indi, ama İmparatorluk onu hiç bulamadı. Adam 20 yıl ormanlarda yaşadı.