Bimmisaari’de iki temel Bimm ırkı vardı: Küçük, insana çok benzeyen bir ırk ve tüylü, uzun kulaklı insanımsı bir başka ırk. İki ırk da bir arada ve aynı kültürü paylaşarak yaşıyordu ve iki ırkın üyeleri de hem kendilerinden hem de diğer ırktan kişileri Bimm olarak isimlendiriyorlardı.
Bilimadamlarının araştırmalarına göre çok eski zamanlarda insanımsı Bimm’ler yakındaki bir sistemden Bimmisaari’ye gelmişler ve orijinal Bimm toplum yapısından o kadar etkilenmişlerdi ki onu kendi yaşam biçimlerine de adapte etmişlerdi. Dost canlısı ve dışa dönük zihniyetli bir ırk olan yerli Bimm’ler bu yabancıları memnuniyetle kabul etmişlerdi. Fakat iki Bimm ırkı kendi aralarında üreyemezdi ve ırklar arası evlilikler meydana geldiğinde çiftler genellikle evlatlık çocuk alırlardı.
Oldukça misavirperver olan Bimm’ler başta müzik olmak üzere sanatın her türlüsünden ve öykü anlatmaktan hoşlanırlardı. Herşeyden çok da kahramanlık öykülerinden zevk alırlardı. Bir Bimm tarafından anlatılan bu tür bir öyküyü bir yabancı uydurma olarak görebilirdi, fakat Bimm’ler bu abartılı öyküleri çok ciddiye alırlardı. En çok da Jedi’larla ilgili öykülere önem verirlerdi.
Kahramanlıktan hoşlanan kültürlerine tam bir tezat oluşturacak şekilde kavganın her türlüsünden nefret ederler ve şehirlerinde de silahlara izin vermezlerdi. Gezegende konuşulan ortak dilleri konuşmadan çok şarkıyı andırıyordu. En ilginç kültürel özelliklerinden biri de, Bimm’lerin nerede olurlarsa olsunlar hemen hemen daima sarı renkli giysiler içinde görülmeleriydi. Yabancı gözlemciler bunun sebebini hiç bir zaman tam olarak anlayamamışlardır.
Bimm ırkının en büyük geçim kaynağı ticaretti ve şehirlerinde pek çok ticaret merkezleri bulunurdu. Bu işi de çok ciddiye alırlardı ve Bimm’ler için iyi pazarlık yapmak da bir sanattı.